Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
NUFUS AZINLIĞINA DÜŞEN KIBRISLI TÜRKLER !
NUFUS AZINLIĞINA DÜŞEN KIBRISLI TÜRKLER !
Ümit İnatcı '' Sanat, edebiyat ve düşünce alanında yazmayı tercih eden biri olarak, çoktandır politik yazılardan genellikle uzak durmaya çalıştım. Ancak Kıbrıs üzerine sıkça karşılaştığım temelsiz ve yanıltıcı yazılar karşısında sessiz kalmak da kolay olmuyor''
16 Eylül 2025, 10:39
 
Kıbrıs ve kalıcı barışın etiği
Kıbrıs gibi, kaba milliyetçiliğin ve hamasetin sıkça parlatıldığı bir konuda barış düşüncesini öncelikli kılan ve insani perspektifi savunan seslere ihtiyaç vardır. İnsan sevgisinin yenik düştüğü yerde barışçıl bir gelecek yoktur...
 
Bugün gelinen noktada, Kıbrıslı Türk toplumunun siyasi iradesi, giderek daha fazla Türk merkezli politikaların gölgesinde kalmaktadır.Nüfus olarak da azınlığa düşmüş Kıbrıslı Türklerin iç dünyasında yaşanan aidiyet bunalımı, yalnızlık hissi ve sıkışmışlık, ne yazık ki Türkiye kamuoyunda nerdeyse hiç görülmemekte
 
Sanat, edebiyat ve düşünce alanında yazmayı tercih eden biri olarak, çoktandır politik yazılardan genellikle uzak durmaya çalıştım. Ancak Kıbrıs üzerine sıkça karşılaştığım temelsiz ve yanıltıcı yazılar karşısında sessiz kalmak da kolay olmuyor. Bu satırları 1983’ten bu yana yazılar yazarak geçirdiğim bir ömrün tanıklığıyla kaleme alıyorum. Yurdum gereği Kıbrıs meselesi üzerine çokça yazdım, kitaplar yayımladım. Dışlandım, işten atıldım, göç ettim; İtalya’da bir müddet siyası sığınmacı olarak yaşadım. Kabahatim: ülkemin barışı için çaba göstermek. Yıllar içinde değişen pek bir şey yok. Özellikle Türk basınında çıkan resmi dilin etrafında şekillenen makalelerde Kıbrıs’la ilgili siyaset dilinin hümanist bağlamda hâlâ nasıl iyileşmediği ortada. 
 
image
 
Kıbrıs meselesi hem tarihsel hem de insani açıdan iki toplum için de son derece karmaşık ve trajik bir konu. 51 yıllık bir askeri ve siyasi statükoya karşı yazı yazmak kolay değil. Hele bu statükoyu iç politikada bir “zafer miti” gibi kullanan siyasi bir yapının gölgesinde serinkanlılığı korumak büyük bir entelektüel çaba ve vicdan gerektiriyor.
 
Bir kere şunu unutmayalım: Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’nin üç garantör ülkesinden biri olması hasebiyle 1974’de kendine hak gördüğü yasal müdahale, bozulan anayasal düzenin yeniden öz yapısına döndürülmesinin gereğiydi. Bu oldu mu? Hayır! Kıbrıs’ın toprak bütünlüğü bozuldu, üstüne bir de devlet kuruldu. Bu yayılmacı eğilim uluslararası hukuk ve savaş suçları açısından sorun yarattı mı? Evet! Bu durumu milli zafer, güç gösterisi, savaş kazanımı gibi konularda bir iç siyaset malzemesine dönüştürebilirsin. Ancak dış siyasette Türkiye için ayak bağı olmaya devam edecektir.
 
image
 
Bugün gelinen noktada, Kıbrıslı Türk toplumunun siyasi iradesi, giderek daha fazla Türk merkezli politikaların gölgesinde kalmaktadır.
Nüfus olarak da azınlığa düşmüş Kıbrıslı Türklerin iç dünyasında yaşanan aidiyet bunalımı, yalnızlık hissi ve sıkışmışlık, ne yazık ki Türkiye kamuoyunda nerdeyse hiç görülmemekte ya da “nankörlük” söylemleriyle değersizleştirilmektedir. Oysa 1974’te yaşanan askeri “müdahale” bir travmayı sonlandırırken bambaşka uzun vadeli bir belirsizliğin kapısını aralamıştır. Şimdi sorulması gereken esas soru şudur: Barışı gerçekten tüm adanın barışı olarak mı istiyoruz, yoksa ateşkes düzenini “yönetilebilir” bir sürer durum olarak yaşatmak mı istiyoruz?
 
Uluslararası hukuk çerçevesinde bu müdahalenin sınırlarını ve sonuçlarını tartışmak gerekir. O gün için meşru bir zemin olsa da sonraki uygulamalar -özellikle demografik mühendislik adına gerçekleştirilen nüfus taşıma ve mülkiyet haklarının ihlali- savaş suçu kapsamında değerlendirilir. Bu gerçeklikler karşısında fetih retoriğinin hâlâ etkisini sürdürmesi düşündürücüdür…
 
Yakın çevremize baktığımız zaman devletlerin hem kendi içlerine yönelik hem de bölgenin stratejik konumuna yönelik askeri güç pekiştirme eğilimlerindeki yoğunlaşmayı görmemek mümkün değil. Sürekli bir teyakkuz hali, sürekli bir düşman kollama saplantısı. Ortadoğu’nun hali ortada… Diyeceğim o ki Türkiye basınında -geçelim Ortadoğu’yu- özellikle “Kıbrıs Sorunu” ile ilgili makaleleri okuduğumuz zaman sivil değil militer bir dile tanık oluyoruz. Barışın inşacı dili yerine güç imgelerinin hâkim olduğu bir dil söz konusu: Kazanan “bizim taraf” olmalı. 
 
Ne yazık ki Türk basınında ve siyasi ortamlarında Kıbrıs sorunu ne gerektiği gibi tartışılıyor ne de en azından hümanist bir medeniyet penceresinden anlama çabası vardır. Çok küçük bir azınlık aydın resmi dilin dışında ve tarihsel süreçlerin de bilincinde meseleye nesnel olarak yaklaşabiliyor. Genelde irredantist bir tavır ve fetihçi bir zihniyetin öznel idealist eleştirilerine tanık oluyoruz. Bu da maalesef ada halkının düşünce ve hissiyatı hiç hesaba katılmadan yapılıyor.
 
Bu yazı, sadece bir görüş metni değil; vicdani bir uyarı, siyasi etik gözeten entelektüel bir duruştur. Kıbrıs gibi, kaba milliyetçiliğin ve hamasetin sıkça parlatıldığı bir konuda barış düşüncesini öncelikli kılan ve insani perspektifi savunan seslere ihtiyaç vardır. İnsan sevgisinin yenik düştüğü yerde barışçıl bir gelecek yoktur...
 
 image
       Ümit İnatcı
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 


DİĞER HABERLER

YAZARLAR

KONUK KOLTUĞU KONUK KOLTUĞU
 POS CİHAZLARINDA VURGUN - MuratAğırel
Engin Ertem Engin Ertem
 DUBAİ EMLAK SEKTÖRÜ KİRA KRİZİNDE
Mutlu Demirdelen Mutlu Demirdelen
 KKTC'DE DOLANDIRICILIK ÇARKI İSİM DEĞİŞTİRDİ
Cansu Aksoy Cansu Aksoy
 AİLE MAHKEMELERİNİN DİKKATİNE!
Av. Remzi Kazmaz Av. Remzi Kazmaz
 AKBELEN ORMANLARI VE PARİS İKLİM ANLAŞMASI
Süleyman Yıldız Süleyman  Yıldız
 AKLIM BOSNA'DA KALDI

SİTE ANKET

TÜRKİYE'DE EN BÜYÜK SORUN NEDİR ?








EN ÇOK OKUNANLAR