KIBRIS'TA BARIŞ MI SINIR İNŞASI MI ?
Rum tarafının Yeşil Hat’a yönelik yaklaşımında dikkat çekici bir ikili yapı olduğunu gösteriyor. Bir yandan yeni kapıların açılması yönünde müzakereler yürütülürken, diğer yandan özellikle uluslararası ziyaretçilere yönelik düzenlenen Yeşil Hat turlarında, hattın bir temas ve geçiş noktası olmaktan çok, bir ayrım çizgisi olarak sunulduğu görülüyor.
23 Şubat 2026, 22:04
Birleşmiş Milletler (BM) yetkilisinin son açıklamaları ve Rum liderliğinin tepkileri, Kıbrıs’ta fiili sınır rejiminin geleceği ve çözüm perspektifi açısından dikkat çekici bir tartışmayı yeniden gündeme getirdi. Özellikle yeni geçiş kapılarının açılma(ma)sı, Yeşil Hat’ın statüsü ve Rumların Schengen Bölgesi‘ne katılım hazırlıkları, Kıbrıs meselesinin yalnızca diplomatik değil, aynı zamanda yapısal bir dönüşüm sürecinden geçtiğine işaret ediyor.
BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Kişisel Temsilcisi María Ángela Holguín’in özellikle yeni geçiş kapıları açılması ve mevcut kapıların daha etkin çalışması yönünde yaptığı ikazlar, BM’nin uzun süredir donuk müzakere sürecine paralel olarak, en azından sahadaki temas alanlarını korumaya yönelik bir yaklaşım benimsediğini göstermişti. Bu çağrı, iki toplum arasındaki günlük temasın azalmasının fiili bölünmeyi daha kalıcı hale getirebileceği yönündeki uluslararası kaygının bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
Ancak Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides ve müzakereci Menelaos Menelaou’nun açıklamaları, Rum tarafının bu sürece temkinli yaklaştığını ortaya koydu. Rum liderliği, yeni kapıların açılması fikrine prensipte karşı çıkmadığını ifade etmekle birlikte, bu tür adımların KKTC’deki yapının dolaylı olarak meşrulaştırılması sonucunu doğurmaması gerektiğini iddia ediyordu. Menelaou ayrıca güven arttırıcı önlemlerin kapsamlı çözüm perspektifinin yerine geçmemesi gerektiğini belirterek bu tür adımların siyasi sonuçlarına dikkat çektirmeye çalıştı. Buraya kadar anlaşılır bir pozisyon.
Buna karşın sahadaki bazı uygulamalar, Rum tarafının Yeşil Hat’a yönelik yaklaşımında dikkat çekici bir ikili yapı olduğunu gösteriyor. Bir yandan yeni kapıların açılması yönünde müzakereler yürütülürken, diğer yandan özellikle uluslararası ziyaretçilere yönelik düzenlenen Yeşil Hat turlarında, hattın bir temas ve geçiş noktası olmaktan çok, bir ayrım çizgisi olarak sunulduğu görülüyor. Bu tür turlarda ziyaretçilere, variller ve gözlem noktaları üzerinden kuzeyin uzaktan gösterilmesi, hattın geçilebilir bir alan olmaktan ziyade, ‘diğer taraf‘ın gözlemlendiği bir sınır gibi temsil edilmesine yol açıyor. Böylece, hat fiilen geçilebilir olmasına rağmen, sembolik olarak bir ayrım ve mesafe çizgisi olarak sunuluyor.
Bu sürecin en önemli boyutlarından biri ise Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Schengen Bölgesi’ne katılım yönünde yürüttüğü hazırlıklar. Schengen üyeliği, Yeşil Hat’ı resmen uluslararası bir sınır haline getirmese bile Avrupa Birliği’nin dış sınır rejimiyle daha uyumlu şekilde yönetilmesini gerektirecek. Bu da pratikte daha sıkı kimlik kontrolleri, daha kurumsallaşmış sınır yönetimi ve geçişlerin daha sistematik şekilde denetlenmesi anlamına gelebilir. Böyle bir dönüşüm, Yeşil Hat’ın fiilen daha sert ve daha az geçirgen bir sınıra dönüşmesi sonucunu doğurabilir.
Ortaya çıkan bu tablo, Rum tarafının resmi olarak federasyon çözümüne bağlılığını sürdürürken aynı zamanda sahadaki ‘sınır’ rejimini daha kurumsal ve kalıcı hale getiren adımlar attığı yönünde yorumlanıyor. Bir yandan yeni kapıların açılması yönünde diplomatik müzakereler yürütülürken diğer yandan Yeşil Hat’ın hem sembolik hem idari olarak daha belirgin bir ayrım çizgisine dönüştürülmesi, adadaki fiili bölünmenin kurumsallaşmasını hızlandırabilecek bir süreç olarak değerlendiriliyor.
Holguín’in açıklamaları bu nedenle yalnızca teknik bir geçiş kolaylaştırma çağrısı değil, aynı zamanda Kıbrıs’ta mevcut statükonun geleceğine ilişkin daha geniş bir uyarı. Çünkü temasın azalması ve sınırın daha katı bir yapıya kavuşması, çözüm perspektifini güçlendirmekten ziyade, mevcut fiili bölünmenin zaman içinde daha kalıcı bir siyasi gerçekliğe dönüşmesine zemin hazırlayabilir. Bu durum, Kıbrıs meselesinin geleceğinin yalnızca müzakere masasında değil, aynı zamanda sahadaki sınır uygulamaları ve uluslararası entegrasyon süreçleri tarafından da şekillendirildiğini gösteriyor.