Hukukun üstünlüğünü kabul eden bir rejim ile hukuku siyasi güçle ikame eden bir rejim arasındaki fark nedir?
Fark Türkiye’dir!
Hukukun üstünlüğüne dayanan rejim krallık da olabilir. Ama oy gücünü hukukun yerine koyan bir iktidarın hüküm sürdüğü bir ülke demokrasi olamaz.
Olsa olsa “melez rejim” olur.
Anayasa’nın halkoyundan geçen bir değişiklik maddesinde şöyle yazıyor:
“Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan’da yargılanırlar.”
Ankara Barosu Başkanı Prof. Dr. Feyzioğlu’nun dediği gibi şu birkaç satırlık hükmü okuyan herkes, terör örgütü kurmak ve hükümet darbesi yapmaya teşebbüs etmekle suçlanan eski genelkurmay başkanı Başbuğ’un Yüce Divan sıfatıyla görev yapacak Anayasa Mahkemesi’nce yargılanacağını kolaylıkla anlayabilir.
Bunun için hukukçu olmaya bile gerek yok.
Ama görüyoruz ki siyaset ve hukuk çevreleri bu konuda bile anlaşamıyor.
Güçler tek ele geçince
Eskiden “abesle iştigal” diye adlandırılır bu kadar açık doğrulara muhalefet edenlere cevap bile verilmezdi. Bilinirdi ki siyasi çoğunluğa bir iddianın sırtını dayaması haklılığını kabul ettirmeye yetmiyor.
Önünde sonunda adil bir mahkeme devreye girecek, hukukun dediği olacaktır.
Şimdi öyle değil; yargının bağımsızlığını yitirmesi, mahkemelerin iktidar kontrolüne girmesi riskleri büyütüyor.
Olmadık bahanelerin ciddiye alınmasına sebep olabiliyor.
Nitekim eski genelkurmay başkanı Başbuğ’u ille de özel yetkili mahkemede yargılatmak ve tutuklanmasını sağlamak isteyenler, çocukça denebilecek bir bahaneyle süreci rayından çıkardılar.
Anayasa’da komutanların “görevleriyle ilgili suçlardan dolayı” Yüce Divan’da yargılanacakları yazıyor ya; terör örgütü kurma ve darbeye teşebbüs suçlarının görevleriyle ilgili olmadığını, dolayısıyla Başbuğ’un özel yetkili savcılıkça soruşturulup özel yetkili mahkeme tarafından tutuklanıp yargılanmasının doğru bir seçim olduğunu savunuyorlar.
Eski camlar bardak oldu
Barolar Birliği, İstanbul, Ankara gibi büyük barolar ve bağımsız hukukçuların büyük çoğunluğu aksi görüştedir.
Şunu sormak lâzım:
Görevin beraberinde getirdiği yetkilere sahip bulunmasa, herhangi bir komutanın atılı suçları işlemesine imkân, ihtimal olabilir mi?
Başbakan ve bakanlar da yolsuzlukla suçlandıklarında Yüce Divan’da yargılanıyorlar. “Yolsuzluk yapmak bakanların, başbakanın görevleri arasında değildir; dolayısiyle onlar da özel yetkili mahkemeye verilmeli” denebilir mi?
Çok açık ki görevden kaynaklanan yetkilerin kötüye kullanılması iddiası söz konusudur.
Başbuğ’un tutukluluğuna itirazın ve yargılamanın Anayasa Mahkemesi’nce yapılması talebini içeren yetki itirazının bir an önce yapılıp mahkemece kabul edilmesi en akla yakın çözüm gibi duruyor.
Ama yapısal sorun var. Doğru mahkeme bulunsa bile sonuçtan emin olamayız.
TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Ayhan Sefer Üstün’ün yetkili mahkeme tartışmasına yönelik dünkü değerlendirmesi ümit verici değil:
“Niye Anayasa Mahkemesi’ne gitme arzusundalar, anlamıyorum. Sanki Anayasa Mahkemesi’ne gidince farklı bir karar mı verecek?”
Türçesi şudur: “Ümitlenmeyin; eski Anayasa Mahkemesi de yok artık!”
Güngör Mengi / VATAN