Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç AKP’nin renkli kişiliğe sahip büyüklerinden biridir.
Partisinin siyasal İslâm fikriyatının savunucusudur elbette. Ama vicdanlı bir yanı vardır ki orada farkını koyar.
Şikâyet ettiği adaletsizlikleri keşke düzeltmeyi de başarabilse. Ama bunu yapamadığı zaman hiç değilse itiraz etme eleştirme cesaretini gösterebiliyor.
Önceki gün CNN Türk’ün konuğu oldu. Ve medyanın gündemine giren iki konuda tartışılacak şeyler söyledi.
Başbakan’ın “Türkiye’ye gelsen ne olur gelmesen ne olur?” diye tepki gösterdiği Amerikalı romancı var hani, adı Paul Auster; yazarların hapse atıldığı ülkelere gitmeyi reddettiğini, bu bağlamda Türkiye’ye gelmediğini söylemişti; bu konuda ne düşündüğü soruldu.
Arınç konuyu hiç beklenmedik bir alana taşıdı, şaşırttı herkesi.
Amerikalı yazarın Atatürk’e çok benzediğini, Türkiye’ye gelmesi durumunda ve o sırada Atatürk’le ilgili bir film çevriliyor ise oynayabileceğini söyledi.
Modaya mı uydu?
Programı izleyenlere “Haydaaa!..” dedirten bu manevrada, Atatürk’ün izlerini silmeye yönelik iktidar eylemlerinin bir uzantısını arayanlar çıkabilir şimdi.
Ama ben Arınç’ın Amerikalı romancıya “artistlik yapıyor“ iması içeren bir eleştiri gönderirken Atatürk’ü kötülemeye dönük bir kasıtla hareket ettiğini düşünmek istemiyorum.
Çünkü onun Atatürk hakkında ne düşündüğünü üç buçuk ay önce Üsküp’te yaptığı bir konuşmasını okuduğum için biliyorum. Özetle şöyle demişti:
“Atatürk’ün mücadeleci kişiliği, işgal altında yok olmanın eşiğine gelmiş bir imparatorluktan sağlam temellere sahip, değişime açık, millet iradesine dayanan, tam bağımsız bir cumhuriyet vizyonuna da sahiptir. O hem geleceği gören hem mücadeleci hem de devrimci özellikleri ile milleti ve devleti için tarihin akışını değiştirmiştir.”
Arınç’ın, eline tutuşturulan her metni düşüncesine uymasa da itirazsız okuyan bir siyasetçi olmadığını sanıyorum.
Cevabına bir anlam yüklemek şartsa bunu Atatürk karşıtlığında aramamak gerektiğini söylemek istiyorum.
Ama Başbakan’ın “Dindar bir nesil yetiştirmek istiyoruz“ sözüne verdiği destek bizce eleştiriyi hak ediyor.

Makbul dindar kim?
Bülent Arınç, muhafazakârlığın içini dolduran şeyler aile değerleri, dini değerler, kültürümüze ait değerler olduğuna göre “bunu dindarlık olarak vasıflandırmanın suç olmayacağını” savundu.
Evet suç olmayabilir ama bir icraat sapmasıdır, hatadır ve hatta belki günahtır!
Başbakan’ın “dindar bir nesil yetiştirmek”ten kastı, bir iktidar iradesi ise ülke, dini ideolojinin denetimi ve yönetimi altına girmiş demektir.
O zaman her gelen iktidarın kendine göre bir din ve dindarlık anlayışı bulunacak ve bunu topluma dayatma hakkına sahip olduğunu düşünecektir.
Laik rejim böyle şey olmasın diye vardır.
Böyle bir karmaşanın doğuracağı tehlikelere karşı güvence laikliktir.
Laiklik dinsizlik değil, tam aksine dine saygının garantisidir.
Çünkü laiklik en başta dini korur.
Çıkar kaygısı ile hareket eden cambazların binbir türlü istismarına karşı dini ve toplumu koruyan güvencenin laiklik olduğuna en canlı ve yakın örnek Türkiye’dir.
Laik rejimin özgürlüğü içinde yetişen dindarlar bugün iktidarda değil mi?
“Dindar bir nesil yetiştireceğiz” ne demek oluyor o zaman?.. Kendilerini dindarlıktan yana yetersiz mi görüyorlar?
Görmesinler. Estağfurullah!

Güngör Mengi / VATAN